Yapılanı Yapmak Yerine Yeni Şeyler Söyleme Vakti

Çocukluk çağımdan itibaren herhangi bir malzeme alınacağı zaman etraftan gelen, çakma veya Çin malı etiketleriyle kalitesiz malı tanımlamaya çalıştım. Tabi, yaş ilerleyince aslında Çinliler ne kadar çakma veya kopya mal yapsada aslında kaliteli malları da üreten bir yer olduğunu öğrendim. Şuan dünyanın en ünlü markaları (özellikle bilişim sektörü) malzemelerini uzakdoğu’ da üretiyor. İstanbul Ticaret Üniversitesi Üretim Araştırmaları Kulübü etkinliğinde INTEL Ortadoğu, Afrika ve Türkiye Satış müdürü Ege Ertem, bilişimin malzemelerinin küçük olması lojistik anlamında büyük bir maddi yük oluşturmadığını orada ki insan gücünden faydalanıldığını söylemişti. Peki Intel veya Apple bir Tayland veya Çin markası mı (Üretimi o Ülkelerde yaptırmasına rağmen) ? Tabiki hayır, O malzemenin fikrini üreten adam, o malzemenin üretimi için işin ameleliğini de en iyi orada yaptıracağını bilir. O kopya ve çakma üretim yapan Uzak doğunun çakma işlemcilerinin veya İphone’ larının bir kalite ifade etmediğini de toplum bilir zaten. Kalite arayan insan onu kullanmaz. Bu tabi daha çok ticari boyutlarda ele alınabilir. Ama hiç bir kopya malzeme hiç bir zaman orjinalini geçememiştir. İlk olan kendini geliştirme konusunda da diğerlerinden her daim öndedir ve bu çakma malzemeler bir marka olamaz da zaten. Bu durum mevcut sistemi geliştiren (arkaplanda da olsa geliştiren) firmaları kapsamıyor tabiki. Bir Yandex’ e arama motor diye Google çakması diyemezsin. Sadece kullanıcı nezdinde bile farkını görebilirsin.

Bu yazının ilk paragrafında güncel örneklerle ve açıklamalarla objektif yorumlarımı yaptım. Şimdi ise içerisinde bulunduğum adı yaptığı orjinal etkinliklere ışık olsun diye belkide Üretim Araştırmaları Kulübü konulan kulübümün organizasyonlarının kopya edilmesinden bahsedeceğim. Biz Üretim Araştırmaları Kulübü olarak Türkiye’ nin ulusal basınında 2 radyo 1 tv ve onlarca sosyal mecra, gazete vs yayın organlarında yayınlanmış Düş Kütüphaneleri projemiz ile gurur duyuyoruz. Bu gurur tablosunda ki başarı nerden geliyor? “İnanmak”. İnandığın sürüce yaptığın işte daha üretken olabilirsin. Üretkenlik bir yerden sonra tecrübe ile profesyonelleşir ve o işte öncü olmanızı markanızı oturtmanızı sağlar. Düş Kütüphaneleri öğrenci kulüplerinin bu tip organizasyonlarının çokluğuna rağmen bir marka olma yolundadır.

Gelgelelim benim canımı sıkan esas konuya ve okulumun bu işleri kontrol edenlerinin bu konudaki dikkatsizliklerine (!), Üretim Araştırmaları Kulübü olarak kendi alın terimiz ile kurulduğumuz günden beri kritik sorunlarla uğraştık, mücadele verdik. Kulübün kapatılma olayından tutun, kendi hakkımız olan olaylarda bizim saf dışı bırakılmaya çalışılmamız, çekemeyen, arkadaş sıfatını cümlelerimizde kullandıklarımızın arkadan bizi şikayet etmeleriyle şaşırdık. Ama kendi işimizin peşinde ter döktük.. kendi ayarladığımız bir etkinliğin mutluluğundan havalara uçtuk zamanı geldiğinde. Bir projenin başlıkta da söylediğim gibi belli başlı farkları olması lazım, kopya olmaması (özgün olması) lazım ki yaptığınız işte (hayır işi bile olsa!) bir amaç güzelce size takdir olarak dönebilsin ve içiniz rahat olabilsin. Hayır işinde takdir mi olur arkadaş diyeceksin? Ozaman için rahat olabilsin diye:) Çünkü gönül yapmak için gönül kırılmaz. İstanbul Ticaret Üniversitesi’ nde ilk dönem İstanbul Ticaret Üniversitesi’ nin bir kulübü bizim gibi bir kitap toplama kampanyasına girişti. Düş Kütüphaneleri ile birlikte ayrı kitap toplama kutuları açıldı. Bu çok kötü bir şey diyebilirsin ama 5 bin kişilik okuldan sadece 2 koli kitabın çıkabildiği bir ortamda yapılan emek 2 ye bölünmüş oldu. Orada yapılacak hareket Üretim Araştırmaları Kulübü’ nün başlattığı ama okula mal olacak ve bir İTİCÜ Sosyal Sorumluluk projesi olacak Düş Kütüphaneleri’ nin adı altında veya başka bir adla başka zaman gerçekleştirilmesi idi. Ki projenin sonuç olarak nereye vardığını da öğrenemedik. Yaptığın işi bitirmek çok önemlidir. Büyük bir emeğin bile 2 koli ile ödüllendirildiği bir ortamda nasıl bir yol izlenmek istedi çok merak ediyorum. Bunu öğrenci iyi niyetle yapar kesinlikle bunun içini bilecek insanlar bizler değiliz kişinin kendi içidir. Ama aynı konsept iki kişiyi aynı yere götürmez. Birini zirveye çıkarır birini başarısızlığa iter. Yine bu dönemde bizim kitap toplama kampanyamızın bitimi akabinde başka bir kitap toplama kampanyası okulumuzda başladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi’ nin bir başka kulübü sosyal sorumluluk anlamında gönüllü arkadaşların çalıştığı bir kulüp olarak bu projeyle yine ihtiyaçlı bir okulun kitap ihtiyacı karşılamayı amaç edinmiştir. Bu güzel ve anlamlı hedefte İTİCÜ Öğrencilerinin verebileceği kitap kapasitesi dolmuşmudur dolmamışmıdır çok merak ediyorum açıkçası. Çünkü, bu yıl ki Amasya organizasyonunda dış destekler sayesinde Düş Kütüphaneleri geçen yıla göre daha çok kitap toplasa da okuldan gelen kitap sayısı hayli azalmıştır. İnşallah oradaki öğrencilerinden kitap hayalleri gerçek olur. Burada esas konu bu bir ihtiyacın kulübüe ulaşması ile mi projeye dönmüştür? Yoksa başarıya ulaşabilen bir sosyal sorumluluk projesinin örnek alınması ile mi projeye dönmüştür?  Her ne sebepte olursa olsun İstanbul Ticaret Üniversitesi’ nde Kulüplerin kontrol edildiği ve kulüp projelerinin onaylandığı birim  bu projeleri tek çatı altında birleştirerek her birinin zenginliklerini ve eksikliklerini görerek tek çatı halinde birleştirmesi ve topyekün bir İTİCÜ organizasyonu haline getirmesi gerekmektedir. O halde başarıya ulaşılır. Aynı konseptte birden fazla bağış organizasyonu nasıl aynı anda yapılabiliyor ve bu gözden kaçıyor çok merak ediyorum? İyi niyetler her zaman doğru yoldur ancak bu yolda yürümenin bir zamanı vardır. Belkide Sivas’ da açılacak kütüphaneye daha çok kitap gidebilmesi için Düş Kütüphaneleri konsepti dahilinde bir kütüphane gelecek sene ortak çalışma ile oluşturulabilirdi. Burada kesinlikle yapılan işlerde ki emekleri aşağıladığım veya yapılan hayır işlerini bir tek biz yaparız mantığında değilim sadece daha güzel ve ortak çalışmayla (Hayır işi ya hani çok kişilik katılımla sevabını da arttırarak) en iyilerine imza atılabileceği kanaatindeyim. Ya da bambaşka bir organizasyonla takdirleri üzerlerine toplayabilirler mesela aklıma hemen gelen bir proje, temel bir bilgisayarın 600 tl olduğu bir ortamda 10 tane bilgisayar 10 tane iş adamından kolaylıkla sağlanabilir ve bilginin en geniş kaynağı olan internete öğrenciler bir bilgisayar odası sayesinde kavuşabilirler. Bu da yapılabilir. Burada öğrenci programsızlığı olabilir (İyi niyet ve hayır işi ön planda olduğu aşikar). Ancak asıl sıkınıtıyı İTİCÜ’ nün konuyla ilişkin biriminin başarıszlığı ve bir ortak çalışmaya imza attıramaması oluşturmaktadır. Bu tip konseptlerin kopyalanması her zaman olabilir ama her öğrenciyi mutlu edememekten ziyade yavaş yavaş hepsini mutlu etmek daha mantıklı olacaktır. Son olarak şu var bizim okulumuzda bir işi bir kulüp yaptığı zaman eğer o işi alakasız bir kulüp yapsada diğer kulübün alanı olduğu için onları konuya emeksiz dahil etme olayı var. O olaylarda şevk kırıcı açıkçası.

Yeni projeler sizleri (amacınız bu konularda zirveye oturmaksa) zirveye çabuk götürür. Aynı işlerin yapıldığı bir ortamda ise sizi zorluğa, kalp kırmalara götürür. Hayır işine bu yakışmaz zaten. Hayır işinde birlikten kuvvet doğar. Kuvvet ise herkese kat kat döner. Google çıktığında en iyi arama motoru Yahoo’ ydu onları geriye düşüren şeyden çok Google ı öne çıkaran şeyi söyliyim. Bambaşka bir yazılım ve projeyle ortaya çıkmalarıdır. Sosyal Sorumluluk çatısı altında da bambaşka projeler oluşturulabilir. Ama bu sosyal sorumlulukda birilerini geçmek hedef olamaz daha çok gönüle oluşmak hedef olabilir. Buda birlikle gelir veya gönülleri fethetmek için aynı yolla değil farklı yollarda seçilebilir. Yol da beraber yürünmüyor ve aynı hedefe gidiyorsa bir birleşememe sorunu var demektir zaten:)

Yapılanı Yapmak Yerine Yeni Şeyler Söyleme Vakti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön